NBA Doğu Konferansı çeyrek final serisi üçüncü maçında Philadelphia 76ers Cumartesi günü saat 02:00’da Boston Celtics ile karşılaşacak. Maçın öncesinde takımların son durumlarını gelin birlikte mercek altına alalım, keyifli okumalar.
🔥 Philadelphia 76ers: Kaotik sezondan gelen direnç ve yeniden doğan umut
Philadelphia 76ers için bu sezonun hikâyesi tam anlamıyla inişler ve çıkışlarla dolu oldu. Sezona büyük beklentilerle giren bir takımın normal sezonu yalnızca yedinci sırada tamamlaması doğal olarak hayal kırıklığı yarattı. Ancak tabloya yalnızca sıralama üzerinden bakmak da bu takımın yaşadığı problemleri eksik anlatmak olur. Çünkü Philadelphia sezon boyunca istikrar yakalamayı neredeyse hiç başaramadı. Özellikle yıldız oyuncuların sürekli sakatlık ve eksiklik yaşaması, takımın ritim bulmasını engelledi.
Joel Embiid’in yalnızca 38 maçta forma giymesi, bu takımın bütün sezonunu doğrudan etkiledi. Aynı şekilde Paul George’un uzun süre kaçırdığı maçlar ve yaşadığı süreç de Philadelphia’nın sezon boyunca sürekli farklı rotasyonlarla oynamasına neden oldu. Buna rağmen play-in bileti alınması ve ilk fırsatta Orlando Magic karşısında gelen net galibiyet, takımın hâlâ ciddi bir tavanı olduğunu gösterdi.
Serinin ilk maçında Boston Celtics karşısında alınan ağır mağlubiyet, birçok kişi için eşleşmenin erken kırılma anı gibiydi. 4/23 üçlük isabetiyle modern NBA’de ayakta kalmak zaten mümkün değil. Üstelik Boston gibi ritim bulduğunda rakibini tamamen boğabilen bir hücum takımına karşı bunu yaptığınızda maç çok erken kopuyor. Ancak ikinci maçta sahaya bambaşka bir Philadelphia çıktı.
Özellikle savunma tarafındaki agresiflik tamamen değişmişti. İlk maçta sürekli geri koşan, eşleşmelerde geç kalan ve Boston’ın top dolaşımına cevap veremeyen yapı yerine, ikinci maçta temaslı oynayan ve rakibin ritmini bozan bir 76ers vardı. Bu değişimin merkezinde ise genç yıldız VJ Edgecombe yer aldı.
30 sayı ve 10 ribaundluk performans yalnızca bireysel istatistik açısından değil, oyunun akışına etkisi bakımından da çok değerliydi. Edgecombe özellikle geçiş hücumlarında ve açık alan koşularında Boston savunmasını zorladı. Enerjisi bütün takımın sertlik seviyesini yukarı çekti. Philadelphia uzun süredir genç bir oyuncudan böyle bir play-off reaksiyonu almıyordu.
Takımın lideri Tyrese Maxey ise bir kez daha sorumluluk aldı. 29 sayı ve 9 asistlik performansı, onun artık yalnızca skor üreten bir guard değil, hücumu yönlendiren ana parça olduğunu gösterdi. Maxey özellikle tempo değişimlerinde ve birebir hücumlarda Boston savunmasını ciddi biçimde zorladı. Savunmanın dengesini bozduğu anlarda takım arkadaşlarını da oyuna sokabilmesi Philadelphia için büyük avantaj.
Kelly Oubre Jr. ve Andre Drummond gibi rol oyuncularının katkısı da çok değerliydi. Drummond özellikle Embiid’in yokluğunda pota altında fiziksel direnç sağlamaya çalıştı. Oubre ise savunma enerjisi ve açık saha katkısıyla takımın temposunu canlı tuttu.
Philadelphia açısından en önemli detay ise bütün bunların Embiid olmadan yapılması. Çünkü serinin şu anki psikolojik dengesi tamamen değişmiş durumda. Boston’ın saha avantajını kaybetmesi ve Philadelphia’nın özgüven kazanması, seriyi bambaşka bir noktaya taşıdı.
Ancak 76ers adına hâlâ çözülmesi gereken önemli problemler var. Bu takımın hücum sistemi büyük ölçüde izolasyon üzerinden ilerliyor. Asist üzerinden gelen sayı oranının ligin en kötülerinden biri olması da bunu gösteriyor. Bu yapı işlerken çok etkileyici görünebilir ama kriz anlarında hücumu durağanlaştırabiliyor. Özellikle Boston gibi savunma rotasyonlarını iyi yapan takımlara karşı top paylaşımının devam etmesi büyük önem taşıyor.
☘️ Boston Celtics: Beklenenden fazlasını yapan ama ritmini kaybetmeye başlayan ekip
Boston Celtics sezon başında birçok kişi tarafından geçiş döneminde olan bir takım olarak görülüyordu. Özellikle Jayson Tatum’ın yaşadığı ciddi sakatlığın ardından beklentiler ciddi biçimde düşmüştü. Buna ek olarak kadronun önemli parçalarının ayrılması, Boston’ın rekabetçi seviyesini koruyamayacağı düşüncesini oluşturmuştu.
Fakat koç Joe Mazzulla ve takım lideri Jaylen Brown bu algıyı tamamen değiştirdi. Celtics normal sezonu Doğu Konferansı’nı ikinci sırada bitirerek tamamladı ve sezonun en organize takımlarından biri oldu. Özellikle savunma disiplinleri ve top paylaşımıyla birçok rakibin önüne geçtiler.
Serinin ilk maçında gördüğümüz Boston, tam anlamıyla elit seviyedeydi. Tempoyu kontrol eden, savunmada sürekli baskı kuran ve hücumda doğru şutları bulan bir takım görüntüsü verdiler. 123 sayı üretmeleri yalnızca hücum kalitesini değil, Philadelphia savunmasının ne kadar dağıldığını da gösteriyordu.
Ancak ikinci maçta işler tamamen değişti. Philadelphia’nın agresif savunması Boston’ın düzenini bozdu. Özellikle üç sayı çizgisinin gerisindeki düşük yüzde Celtics hücumunu kilitledi. 50 denemede yalnızca 13 isabet bulmaları, oyunun akışını tamamen rakibe teslim etmelerine neden oldu.
Bu noktada takımın ayakta kalmasını sağlayan isim yine Jaylen Brown oldu. 36 sayı, 7 ribaund ve 4 asistlik performansı gerçekten üst düzeydi. Brown sezon boyunca takımın ana taşıyıcısı oldu ve play-off seviyesinde de bunu sürdürmeye devam ediyor. Özellikle temaslı oyunda ayakta kalabilmesi ve potaya agresif gidebilmesi Boston adına çok değerli.
Jayson Tatum ise triple-double sınırına yaklaşsa da verimlilik konusunda zorlandı. 8/19 saha içi isabeti, Philadelphia savunmasının onu ne kadar rahatsız ettiğini gösterdi. Tatum yine oyunu çok yönlü etkileyebiliyor ancak Boston’ın hücum ritmini bulabilmesi için onun daha akıcı oynaması gerekiyor.
Asıl problem ise yardımcı oyunculardan yeterli katkının gelmemesi oldu. Derrick White ve Payton Pritchard toplamda yalnızca 12 sayı üretebildi. Boston’ın sisteminde bu iki oyuncunun spacing ve dış şut katkısı kritik önemde. Onlar ritim bulamadığında hücum sıkışıyor ve Brown ile Tatum fazla zor şut kullanmak zorunda kalıyor.
Celtics açısından dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da fiziksel temas seviyesi. Philadelphia ikinci maçta oyunu sertleştirdiğinde Boston’ın konfor alanından çıktığı görüldü. Özellikle yarı saha hücumlarında karar verme süreçleri yavaşladı.
⚔️ Genel Değerlendirme: Saha avantajı gitti, psikolojik savaş başladı
Seri artık tamamen yeni bir noktaya taşınmış durumda. İlk maçtan sonra Boston Celtics’in rahat biçimde ilerleyeceği düşünülürken, ikinci maçta gelen Philadelphia galibiyeti eşleşmenin dengesini ciddi şekilde değiştirdi.
Philadelphia 76ers artık yalnızca seriye tutunan bir takım değil; özgüven kazanan ve rakibin ritmini bozabileceğini gören bir ekip halinde. Özellikle Embiid olmadan alınan bu galibiyet, takımın mental direncini ciddi biçimde yükseltti. Eğer Embiid ilerleyen maçlarda dönebilirse, serinin dinamiği tamamen farklı hale gelebilir.
Boston tarafında ise şimdi reaksiyon zamanı. Çünkü saha avantajını kaybetmek yalnızca teknik bir detay değil, aynı zamanda psikolojik baskıyı da artırıyor. Celtics’in özellikle dış şut ritmini yeniden bulması gerekiyor. Çünkü onların hücum sistemi spacing ve top dolaşımı üzerine kurulu. Şutlar düşmediğinde oyun mekanikleri de bozuluyor.
Önümüzdeki maçlarda belirleyici olacak temel unsur tempo kontrolü olacak gibi görünüyor. Philadelphia oyunu sertleştirip birebirler üzerinden fiziksel mücadeleye çevirmek istiyor. Boston ise daha organize, daha akıcı ve daha hızlı top dolaşımıyla rakibi savunmada yormayı hedefleyecek.
Bu nedenle serinin üçüncü maçı yalnızca skor açısından değil, kontrol açısından da büyük önem taşıyor. Çünkü o karşılaşmayı kazanan taraf yalnızca avantaj elde etmeyecek, aynı zamanda serinin ruhunu da eline geçirecek.
