NBA Doğu Konferansı play-off yarı final serisi dördüncü maçında Philadelphia 76ers Pazar günü saat 22:30’da New York Knicks ile karşılaşacak. Maçın öncesinde gelin takımların son durumlarını birlikte mercek altına alalım, keyifli okumalar.
🔵 Philadelphia 76ers için sezonun son virajı: Dağınık yapıdan mucize arayışına
Philadelphia 76ers adına bu sezonu tek bir kelimeyle tanımlamak gerekirse, muhtemelen “istikrarsızlık” en doğru ifade olurdu. Sezon boyunca bir türlü ritim bulamayan, sürekli iniş çıkış yaşayan ve özellikle savunma sertliği ile hücum organizasyonu arasında denge kurmakta zorlanan Philadelphia ekibi, buna rağmen sezon sonunda play-in hattından çıkarak doğrudan yedinci sıraya kadar yükselmeyi başardı. 45 galibiyet ve 37 mağlubiyetlik derece kağıt üzerinde kötü görünmese de, bu kadronun potansiyeli düşünüldüğünde beklentilerin altında kalındığı açık.
Özellikle Joel Embiid, Tyrese Maxey ve Paul George üçlüsünden oluşan çekirdeğin daha dominant bir sezon geçirmesi bekleniyordu. Ancak takım sezon boyunca hiçbir zaman tam anlamıyla oturmuş bir yapı görüntüsü vermedi. Buna rağmen play-in aşamasında Orlando Magic karşısında alınan rahat galibiyet, kısa süreli de olsa umut yaratmıştı.
İlk turda Boston Celtics karşısında yaşanan 3-1’den dönüş ise aslında bu takımın ne kadar yüksek tavana sahip olduğunu yeniden gösterdi. NBA tarihinde bunu başarabilen yalnızca 14 takım olması, Philadelphia’nın o seride ne kadar büyük bir karakter koyduğunu anlatmaya yetiyor. Özellikle savunma yoğunluğu yükseldiğinde ve Maxey tempo kontrolünü eline aldığında bu takımın ne kadar tehlikeli olabileceği net biçimde görüldü.
Ancak şimdi işler tamamen farklı bir noktaya geldi. New York Knicks karşısında oynanan ilk üç maç, Philadelphia adına tam anlamıyla hayal kırıklığı oldu. Özellikle ilk maçtaki 137-98’lik hezimet, takımın fiziksel olarak seriye hazır olmadığını gösterdi. İkinci maçta daha rekabetçi bir görüntü oluşsa da kritik anlarda yine çözüm üretilemedi. Asıl kırılma ise üçüncü maçta yaşandı.
Kendi sahasında oynayan bir takımın bu kadar düşük enerjiyle başlaması ve oyunun büyük bölümünde reaksiyon verememesi ciddi soru işaretleri yarattı. Skor 108-94 olsa da oyun farkı zaman zaman bundan çok daha büyüktü. Philadelphia birkaç kez momentumu yakalamaya çalıştı ancak Knicks her seferinde doğru cevabı verdi.
Bu noktada takımın hücum organizasyonu büyük problem haline gelmiş durumda. Kelly Oubre Jr.’ın 22 sayıyla takımın en skorer oyuncusu olması tesadüf değil; bu durum aynı zamanda Philadelphia hücumunun ne kadar dağınık olduğunun da göstergesi. Maxey yalnızca 17 sayı üretebildi ve oyunun temposunu istediği gibi kontrol edemedi. Embiid ise fiziksel olarak tam kapasitede görünmüyor. 7/17 saha içi isabetiyle oynayan yıldız uzun, özellikle ikili sıkıştırmalara karşı eski agresifliğini gösteremedi.
Paul George’un 15 sayılık katkısı da yeterli olmadı. Takımın genel görüntüsü, bireysel çözümlere sıkışmış ve hücum akıcılığını tamamen kaybetmiş bir yapı izlenimi veriyor. Özellikle top paylaşımı ve spacing konusunda ciddi problemler yaşanıyor.
🟠 Knicks cephesinde özgüven zirvede: Savunma sertliği ve Brunson liderliği
New York Knicks tarafında ise tablo çok daha farklı. Sezon içinde zaman zaman kriz yaşasalar da, özellikle oyuncular arasında yapılan toplantılar sonrası takımın mental olarak toparlandığı açık biçimde hissedildi. NBA Cup zaferi de bu grubun özgüvenini ciddi şekilde yükseltti.
Normal sezonu 53 galibiyetle üçüncü sırada tamamlamaları önemliydi ama asıl etkileyici olan şey play-off performansları oldu. İlk turda Atlanta Hawks karşısında 2-1 geri düşmelerine rağmen sonraki üç maçı domine ederek kazandılar. Özellikle son maçta oluşan 61 sayılık fark, takımın ritim bulduğunda ne kadar yıkıcı olabileceğini gösterdi.
Bu momentum Philadelphia serisine de taşındı. Şu anda üst üste altı play-off galibiyeti almış durumdalar ve en önemlisi, her galibiyeti farklı yollarla kazanabiliyorlar. İlk maçta hücum patlaması yaşadılar, ikinci maçta clutch bölümünü doğru oynadılar, üçüncü maçta ise deplasmanda savunma sertliğiyle rakibi boğdular.
Takımın lideri kuşkusuz Jalen Brunson. Oyun temposunu kontrol etme becerisi, yarı saha hücumlarındaki karar kalitesi ve kritik anlardaki özgüveni Knicks’in bütün hücum sistemini ayakta tutuyor. Üçüncü maçta gelen 33 sayı, 9 asist ve 5 ribaundluk performans yalnızca istatistik değil; aynı zamanda liderlik gösterisiydi.
Bunun yanında Mikal Bridges’ın yükselen formu çok önemli. Atlanta serisinde beklenen seviyeye çıkamayan Bridges’in yeniden ritim bulması, Knicks’in iki yönlü oyun kalitesini ciddi biçimde artırdı. Savunmada çok değerli olduğu zaten biliniyordu ancak hücum katkısının artması takımın tavanını yükseltiyor.
Josh Hart her zamanki gibi görünmeyen işleri yapmaya devam ediyor. Ribaund enerjisi, açık saha koşuları ve savunma sertliğiyle takımın en kritik tamamlayıcılarından biri haline geldi. OG Anunoby olmadan kazanılan üçüncü maç ise Knicks adına ekstra değerliydi. Çünkü rotasyonun yalnızca yıldızlara bağlı olmadığını gösterdi.
Savunma tarafında ise Knicks şu anda serinin temposunu tamamen belirleyen taraf. Philadelphia’nın isolation ağırlıklı hücumlarını çok iyi okuyorlar ve yardım savunmalarını son derece disiplinli yapıyorlar. Embiid’in post-up oyunlarına gelen ikinci savunmalar ve Maxey’e karşı yapılan fiziksel baskı şu ana kadar mükemmele yakın işledi.
🏀 Genel değerlendirme: Philadelphia için karakter testi, Knicks için kapanış fırsatı
Serinin bu noktasında psikolojik üstünlük tamamen Knicks tarafına geçmiş durumda. NBA tarihinde hiçbir takımın 3-0’dan geri dönememiş olması, Philadelphia üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Ancak ilginç olan şu ki, bu 76ers takımı birkaç hafta önce Celtics karşısında 3-1’den dönmeyi başarmıştı. Bu yüzden tamamen teslim olmuş bir görüntü beklemek doğru olmaz.
Yine de basketbol açısından bakıldığında Knicks şu anda çok daha oturmuş, daha dengeli ve ne oynadığını bilen bir takım görüntüsünde. Philadelphia ise halen bireysel performanslarla ayakta kalmaya çalışıyor.
Özellikle tempo kontrolü belirleyici olacak. Knicks oyunu sertleştirip yarı saha düzenine çekmek istiyor. Philadelphia ise açık sahada ve erken hücumlarda ritim bulmak zorunda. Maxey’nin daha agresif olması, Embiid’in fiziksel temaslara daha güçlü cevap vermesi ve Paul George’un oyuna daha fazla dahil olması gerekiyor.
Aksi halde bu seri, New York ekibinin mental üstünlüğü tamamen ele geçirdiği ve savunma disiplinini rakibine kabul ettirdiği bir süpürme hikayesine dönüşebilir.
